• Dolar döviz kuru 5.4761
  • Euro döviz kuru 6.1983

Dünya Mirası Adalar’ı kaçırmayın!

Adaların nasıl korunacağı ve bu mirasın gelecek kuşaklara nasıl aktarılabileceğini alanında uzman kişiler ve Adalılarla konuşan “Dünya Mirası Adalar” radyo programını her Salı saat 14.00’te Açık Radyo’da dinleyebilirsiniz. Program yöneticisi Derya Tolgay, gazetemize konuştu.

Dünya Mirası Adalar’ı kaçırmayın!

Aysel KILIÇ

Dünya Mirası Adalar Girişimi Grubu, Adalar’ı UNESCO’nun  dünya miras listesine aldırmaya çalışan sivil bir girişim. Girişim,  Adaların kültürel ve tarihsel mirasının korunması için alanında uzman kişilerle birlikte gezi  ve incelemelerde bulunuyor,  araştırmalar yapıyor ve yaptıkları her çalışmayı  Açık Radyo ev sahipliğinde dünyaya duyuruyor.  94.9 frenkansında  yayın yapan radyo,  Salı günleri saat 14.00’te Dünya Mirası Adalar programcıları ve konuklarını ağırlıyor. Her Salı  kaçırmamaya özen gösterdiğim bu “özel” programı,  program sunucusu Derya Tolgay ile  konuşma fırsatı yakaladım.

Öncelikle sizi tanımak isterim.

İstanbul'da doğdum. Şanslıydım, geniş bir aileye sahiptim. Ailemin büyükleri çok farklı yerlerden gelmiş İstanbul'a.Bir tarafımız 5 kuşak İstanbullu olsa da Varna'dan, Girit'ten, Şebinkarahisar'dan gelip yerleşmişler İstanbul'a. O nedenle İstanbul'un bu çok kültürlü yapısı beni hep çok heyecanlandırmıştır. 2011’de Kentsel dönüşüm başlayana kadar hem benim, hem kızımın doğduğu 1958  yapımı döneme ait  evimizde, Kalamış'ta yaşadım. İstanbul Üniversitesi’nde okurken kendime ait bir tasarım atölyesi kurdum, çok erken yaşta iş hayatına atıldım. O yıllar sporculuk hayatımın da çok yoğun olduğu zamanlardı. Hem kayak takımında, hem voleybol takımındaydım. Sonrasında kayak hocalığı, eş durumundan kısa süreli Almanya'ya gidiş, işimin büyümesi falan derken İstanbul Üniversitesindeki eğitimim kesintiye uğradı. O nedenle  halen  Edebiyat Fakültesi’nde öğrenciyim.

32 sene iş hayatım oldu. ‘Kentsel dönüşüm’ adı ile başlayan ama ne yazik ki altı boş bırakılmış 6306 sayılı yasa ile günümüze, ‘kentsel dönüşememe’ örneği olarak bu günün İstanbul'u kalırken iş yerim de bu süreçte  4 kez yıkıldı ve 4 kez taşınmak zorunda kalınca, 2017 Ocak ayında  da iş yerimi kapatmak zorunda kaldım. Artık Kalamış, kalmamıştı! Bu süreçte, hızla büyüyen ve tarihle bağlarını koparan İstanbul’ un tahribatı,  tarihin sürekliliğinin, kesintisiz olarak  halen devam ettiği Adalar’a daha farklı bir gözle bakmamamı sağladı. Şimdi yazları Büyükada'da, kışları Cihangir'deyim ama arzum, yaz-kış adada oturmak.  2 senedir aradığım evi bulamadım malesef.  Annem de çocukken ailesi ile 1947’de Büyükada'da yazlıkçı olmuş. Daha sonra ben ve ailem de dönem dönem Adalar’da olduk.

Bir de kızımın kurucusu olduğu, şehir plancısı ve tasarımcılardan oluşan idealist bir ekip tarafından hayata geçirilen “Muhit.co"  adlı bir dijital demokrasi platformunda da gönüllü olarak çalışıyorum. Muhit,  yaşam alanlarında iyileşmelerin sağlanması için kitlelerin katılımına imkân veren bir platform.
 

“ADADA OLDUĞUM İÇİN  ÇOK ŞANSLIYIM “

Ada’da olmak neler hisstetiriyor size?

Adadayken, İstanbul'da kaybettiğim o duyguyu, kesintisiz zamanın biriktirdiklerini algılayabiliyorum, geçmişle bağ kurabiliyorum, çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Doğal ve kültürel miras olarak gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini düşündüğüm Adalar’a olan ilgim arkadaşlarım, Korhan Gümüş ve Asu Aksoy sayesinde daha da arttı. ‘Evini yık, ondan bir gemi yap, hayat kurtar' yazar bir Asur tableti üzerinde. Babamın denizci olması sebebiyle, birkaç aylıkken  21 yaşıma kadar her senenin 3 ayını denizlerde, başka ülkelerde geçirdim. Bilmem ondan mı? Adalar benim için bir metafor, çocukluğumun  üzerinde geçtiği gemiler adeta.

Dünya Mirası Adalar Girişimi Grubu’nuz ne zaman hangi amaçla kuruldu?

Adalar’ı UNESCO  dünya miras listesine aldırmaya çalışan sivil bir girişimiz. Dünya Mirası Adalar Girişim Grubu  2016 yılının Ağustos ayında konu uzmanları ve akademisyenler ile toplantılar başlatarak,  görüşlerinin alınması ile yola çıktı. Başarılı uygulamalar olarak Mudurnu ve Bergama örneklerinin incelenmesini  Alan Başkanları ile yaptık. Katılımı ve katkısı alınması  muhtemel adalı düşün insanları ile çalıştay ve arama toplantıları yaptık, yapmaya devam etmekteyiz. Bir çoğu ile Açık Radyo Dünya Mirası Adalar programında konuştuk. Atina’da Adalar kültürel miras çalışmaları için kaynak araştırma ziyareti gerçekleştirdik. İhtiyarhaneleri gezdik. Sahada yerli ve yabancı bir çok konu uzmanı ile  arama, araştırma gezileri düzenledik. Açık yapılı sivil bir girişim olarak, Adalar’la ilgili çalışma yapan  Adalar Kent Konseyi, tüm sivil toplum kuruluşları ve süreç boyunca sorumluluk almak, katkı sağlamak isteyen her kişi, kurum, paydaşla birlikte çalışmayı hedefliyoruz. Çalışmalarımızın ortaklarından biride Adalar Belediyesi. Bugüne kadar gönüllü bir grup Adalı olarak yürüttüğümüz bu çalışmalarda her aşamasında emeği geçen çok arkadaşımız oldu. İsimlerini sayamayacağım, özür dilerim onlardan ama herbirinin inanılmaz katkısı oldu, oluyor. 
Dünya Mirası Adalar  radyo programına ne zaman başladınız ve kimlerle birlikte hazırlıyorsunuz?

Dünya Mirası Adalar radyo programımızı   2017’de başlattık. Dünya Mirası Adalar  Girişim Gurubu’nun tüm çalışmaları radyo için kaynak oluyor. Asu Aksoy, Alp Orçun program ortakları arkadaşlarım. 

Programın içeriğinden  bahseder misiniz?

Dünya Mirası Adalar programı, Adalar’ın nasıl korunacağı bilgisinin nasıl gelecek kuşaklara aktarılabileceğini araştırıyor. Konunun uzmanlarını ve Adaları birebir yaşayanların bakış açılarını programa taşımaya çalışıyor. Açık Radyo, Adalar’ ın,UNESCO Dünya Miras Listesine girmesi, uluslararası alanda Adalar kültür mirasının eşsiz biricikliği ile tanınması ve bu değerlerin tüm dünyanın ilgisine açılması için bir imkan yaratıyor bize. Zira çok güçlü bir Adalar Diasporası var. Daha da önemlisi,  Adaların kültür ve doğal mirasının toplumun tümünün katılımıyla daha iyi korunabilmesi için uluslararası normları ve deneyimi ulaşılabilir kılacak bir araç olarak geniş bir kesime ulaşmamızı sağlıyor.

Bu güne kadar 70' yakın  konuğumuzla, farklı konuları konuştuk, tartışmaya açtık, dinleyicilerimizle birlikte biz de öğrenci olduk. Açık Radyo'ya minnettarız. Aynı zamanda mahalleli olma kavramı, sivil toplumun , yerelin yaşadığı yerlerde  hak sahibi oduğunu hatırlaması ve neler yapabileceğini, gücünü görmesi, diğer ilçeler içinde müthiş bir örnek oluşturuyor. Bu anlamda programımız, Radyonun ismi ve amacı ile pek örtüşüyor. Kainatın tüm renklerine tüm seslerine açık radyo. Adaları bu vesileyle, kainatın tüm seslerine, renklerine, açık topluma, açık yönetime açık söyleme açıyoruz.  Adalarda görünenin ve görünenin altında yatan anlamın, konuştukça, araştırdıkça, anlattıkça ve tekrar yaşadıkça anlamını çoğalttığını gördük, radyo programlarında. Herkesle iletişim kurmaya , farklı bakışları olan kişilere de yer vermeye çalışıyoruz. Adalar’ın anlam katmanlarını konuklarımızdan öğrendikçe, UNESCO çalışmalarının bizi götürdüğü yolda, yolda  olmanın ve o yolu tanımanın tatmini açıkcası hepimizi heyecanlandırıyor.

Açık Radyo’da “Nedenini bilmeden mutlu olduğumuz yer dedik Adalara ve şöyle bir metin çıktı;
Adalar, bir dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne gönderilmiş, zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan, beslenmek için buraları mekân tutmuş.
Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımış. Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hala daha görebiliyoruz. Barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin tanıklığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok bilmeden mutlu oluyoruz.
Dünya Mirası Adalar programı, dinleyicilerine Adalar’ı biricik kılan bu özelliklerini tanıtmaya çalışıyor ve bu miras aldığımız değerlerin korunması gerektiğini vurguluyor. Adalar günümüzün para-odaklı kentsel dönüşüm, hızlı büyüme, kitlesel turizm gibi kültür miras değerlerini tahrip edebilecek eğilimler karşısında çok zayıf konumda.

"ADALARIMIZA SAHİP ÇIKALIM"
Adalar bir dünya mirası. Bu mirasımızı yeterince koruyabiliyor muyuz?
Dünyanın en güzel yerlerinden olan ve bugüne kadar büyük ölçüde korunarak gelebilmiş İstanbul’un Adalarının özgünlüğünü, evrenselliğini, eşsizliğini ve kültürel miras değerlerini yarına bırakıp bırakamayacağı, korunup, korunamayacağı konusu, biz adalıların elinde. Ya şikayet edip, mızmızlanan tarafta ya da herşeye rağmen gelecek kuşaklar için çalışıp, yönetimlerde söz hakkı alarak, kamuoyu oluşturarak, özetle güç birliğimize bağlı. Adaları biricik ve özgün yapan değerlerin hızla kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğunu gözlüyoruz, yaşıyoruz. Adalarda yaşam kültürü, doğası, ekosistemi, sosyal kültürel hafızası her bakımdan bugün mega kent İstanbul’un ve turizmin büyük bir baskısı altında ve Adalar bu baskıya karşı çok kırılgan. Bu baskıyı nasıl karşılayabiliriz ve eşsiz kimliğini ve dünya mirası olabilecek özelliklerini gelecek kuşaklara bırakabilmek için Adaları etkin bir şekilde nasıl hak ettiği öneme kavuşturabilir ve koruyabiliriz? İşte bütün bu sorulara, katılımcı, araştırıcı ve buluşçu cevaplar geliştirebilmek ve Adaların değerlerini geleceğe taşıyabilmek için UNESCO Dünya Mirası listesi adaylığı çalışması hep birlikte üstlenmemiz gereken, ortaklaşa yürüteceğimiz, zor ancak keyifli bir süreç. Biz buna inanıyor ve Adalılar olarak hep birlikte çalışmayı diliyoruz. Adalar aslında İstanbul'da tarihsel bir kent peysajının kültürel, doğal, kentsel ve beşeri yönleriyle korunduğu yegane yer. İstanbul'un siyasi tarihinin bir izdüşümünü Adalarda görebilirsiniz.
Yaşam alanlarına yaptığımız tahribatlar sonucu felaketler yaşıyoruz İstanbul'da.
Mesela son sel felaketlerini Adalar yaşamadı. Aklıbaşında şehir plancıları bunu yorumlayıp anlatmalı. Selden 1 saat sonra ada yolları pırılpırıldı, su birikintisi bile kalmamıştı...

Size göre bugün Adalarımızın en büyük sorunları nelerdir?

Tarihin izlerinin bu kadar bütünlüklü bir şekilde korunarak gelebilmesi nasıl başarılmış, nasıl olmuşta korunarak bugünlere gelebilmiş Adalar? Peki bundan sonra da korunmaya devam edecek mi? İşte en büyük sorun yöneticilerin, devlet kurumlarının,  bu soruları sormaması, bana göre en büyük sorun. Bir alan yönetiminin, 1/5000 planların yapılmaması ve muğlaklık. İlçe belediyesinin bütçeden aldığı pay yaklaşık 14 bin ikamet eden kişi sayısına göre. Oysa milyonlar geliyor adaya!  Bu gerçekçi ve sürdürülebilir bir rakkam değil. İdareciler parmağını bile oynatmıyor ama iyi tarafı, herkes biliyor bunu.Feriştahı olsa adada bu bütçe ile iş yapılamaz. Diğer taraftan Yassıada’nın Adalar sit alanı bütünlüğünden koparılarak hükümet kararıyla imara açılması ve bugünkü görüntüsü...En büyük sorun, imar baskısı.Diğer sorunları,ada içi-ada dışı ulaşım,faytonlar vs açıkcası ben hep imar baskısının uzantısı olarak görüyorum.


Son zamanlarda fayton tartışmaları gündemde.  Siz  meseleye nasıl bakıyorsunuz?

Bugüne kadar nispeten korunarak gelebilen Adalar, bence bunu SİT alanı olmasına ve ulaşımın faytonlarla yapılmasına borçlu. Burada 4 tekerlekli bir ulaşım olsaydı asla bugünkü haliyle kalamaz, şehir gibi her yere kolaylıkla ulaşım olduğu için Ada'nın tüm ormanlarına, bakir alanlarına kolaylıkla ulaşılabilir hale gelir, böylece her yer betonlaşırdı.  O, 1980 lerde yapılan korkunç apartmanlar Ada'nın her yerini kaplardı. Ada’dan İstanbul'un karşı sahiline bakınca bunu açıkça görebiliyoruz.  Bir zamanlar ormanlarla kaplı olan Pendik, Başıbüyük, Kartal, Süreyyapaşa sırtları son 10 yılda beton yığınla doldu. Şimdi baktığımızda tek ağaç göremiyoruz.

Biz adayı şehir yapmak istiyor muyuz? Adaya gelenler, yerleşenler neden geliyorlar? Sormamız lazım kendimize. Aşırı konforun bedeli var. Bu kadar konfor isteyenlerin İstanbul’da kalması gerekir. Hem ormanlar olsun, hem temiz hava olsun, hem her yere 5 dakikada gidelim, mümkün değil böyle bir istek. Seçim yapmak durumundayız. Kendi konforumuz için bir mirası tahrip etmememiz gerekli mi?
Eski zamanlarda bir ata kusursuz binen kişi için,kendi içindeki dengeye kavuştuğu söylenirmiş. At ile kurulan ilişki insanın kendi iç merkezleri ile kurduğu ilişki ile bağlandırılırmış. Malesef günümüzde ne bir kısım faytoncular, ne de bir kısım hayvan hakları savunucuları atlarla bu dengeyi kurabilmiş değil. Futbol takımı tutar gibi, fanatik sloganlar ve hayvanlar üzerinden acıma duygusu sömürülerek taraftar toplamaya çalışılıyor. Üstelik Adalılara sormadan, hatta adada 1 gece bile geçirmemiş, adaya ayak basmamış, ada dışında yaşayan insanlar, faytonlar için neler olması ve yerine ne getirilmesi gerektiğini söylüyorlar.

-Sizce çözüm?

Çözüm; ancak tüm tarafların katılımıyla ve evrensel normlarla hatta içine insanlık tarihi uzmanlarının çalışmaları katılarak,( tarihte hayvanların evcilleştirilme süreci vs) konuyu açmak çalışmak lazım. Ayrıca bugüne kadar yapılmış bir çok değerli çalışma var. Fayton yönetmeliği dahi yazıldı. Bu yönetmelik uygulansa yeter.

 Adada hayvanlarla, atlar, kediler, köpekler, tavuklar, horozlar, kirpiklerle beraber yaşamak isteyen insanlar var. İnsan ve hayvan haklarının beraber uygulanabileceği bir yaşam var Adada. Biz insanlar, hayvanlarla Ada'larda beraber nasıl yaşayacağız? Burası İstanbul değil. Bir şehir değil. Burada araba yok.Buraya gelenler bunu hatırlayarak gelmeli. Adaların tümü yasalarda yaya yoludur. Dünyanın yürünebilen ender yerlerindendir.

Turist akınına da uğruyor Adalar. Sizce bu da bir sorun mu?

Doğal ve kültürel miras, en geniş anlamda tüm insanlara aittir. Evrensel değerlerini anlamak ve muhafaza etmek her birimizin hakkı ve sorumluluğudur. Malesef Adalarda talan turizmi var. Bunu bazı ziyaretçiler ve  bazı işletmeler için de söylüyorum. Zira bizlerin, gelecek kuşakların haklarından çalıyorlar. Adanın saçını başını yolup, orasını burasını kirletip, hediye olarak çöplerini bırakıp gidiyor insanlar. Turizm, turist kabul eden toplumlara menfaat sağlamalı ve miraslarını ve kültürel adetlerini önemsemeleri ve korumaları için onlara önemli bir araç ve motivasyon sağlamalıdır. Sürdürülebilir bir turizm endüstrisine ulaşabilmek ve gelecek nesiller için miras kaynaklarının korunmasını artırmak için, yerel ve yerli toplulukların temsilcilerinin, çevrecilerin, turizm işletmecilerinin, mülk sahiplerinin, politika belirleyicilerinin, ulusal kalkınma planlarını düzenleyenlerin ve sit yöneticilerinin katılımı ve işbirliği gerekmektedir. Malesef bugün böyle bir iş birliği göremiyoruz. Kaldı ki Adaların tarihinde bir çok üretim var. Dünya örneklerinden de görüyoruz bugün, sadece turizme odaklanan yerler mahfoluyor. Ben adayı, geçmiş dönemlerde olduğu gibi sanatçıların, edebiyatçıların ve yazarların buraları mesken tutması, atölyelerini adaya taşıması, üretmesi ile doğal ve kültürel mirasının yanına sanatı da ekleyerek dünyanın  müstesna bir yeri olacağına inanıyorum.  Adalar, geçmişimiz için bir gelecek olabilir. 

Son  sözü size bırakıyorum.

Küçük şeylerin güzelliğini idrak edebiliyorsunuz adada. Doğaya, dostluğa, hayvanlara yakın yaşamanın içinizdeki aşkı bir güzel beslediğini idrak ediyor ve şükrediyorsunuz. Biraz da çocuk kalabiliyorum, adada yaramazlık yapabiliyorum, bisiklete binebiliyor, denize atlayabiliyor, midye çıkarabiliyor, çıplak ayak gezebiliyor, yemek için ot toplayıp, saksıları rengarenk çiçeklerle doldurabiliyorum.Evden çıkınca bir dolu tanıdık yüz görüp selamlaşıp, birbirimizin gözlerinin içine bakabiliyoruz.  Atlarla, ineklerle, horozlar ve tavuklarla, kirpiklerle, kedi ve köpeklerle birlikte olabiliyorum.5 dakikada ormana dalıp, şifalanabiliyorum. Daha ne isterim? Genellikle Ada halkı,yaşadığı yerin kıymetini bilen,yaşadığı yeri merak eden,korumaya çalışan duyarlı insanlardan oluşuyor.O nedenle,yapılacak plan sürecine seyirci olarak değil,sağlıklı ve doğru bilgilere dayanan demokratik bir katılım modeli içinde katılmak istiyorlar. Adalılar kadar yaşadığı yerin bilgisini merak eden, korumaya çalışan ve kimliğini yeniden yorumlayarak gelecek kuşaklarla paylaşmaya hevesli bir topluluk kolay bulunamaz. İşte en önemli malzeme bu. Bugün Türkiye'den UNESCO'ya kabul edilmiş bir çok yerin arkasında Türkiye'nin köklü, büyük ailelerinin, vakıflarının çabaları, çalışmaları, azimleri var. Bu nedenle Adalar çok şanslı. Adalar’da, Türkiye'nin çok önemli,etkili aileleri yaşıyor. Hem kültürel hem de sermaye birikimi olarak Ad'ları isterlerse uçurabilecek donanıma sahipler. Adalara sahip çıkmamız bizden daha büyük olan evrensel bir kültüre de katkıda bulunmamız için önkoşul sanırım.

Dünya Mirası Adalar Programını  her Salı saat 14.00’te 94.9 frekansında olan Açık Radyo’da canlı dinleyebilirsiniz.  Canlı yayını kaçıranlar ise,  http://acikradyo.com.tr/program/193273/kayit-arsivi adresinden tüm programları dinleyebilir. Ayrıca, Dünya Mirası Adalar’ı facebook, ınstagram ve twitter üzerinden de takip edebilirsiniz.

 


 



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.