• Dolar döviz kuru
  • Euro döviz kuru

Geleceğe değil hayata yatırım

Adalıların sosyal, kültürel ve sanatsal etkinlikler için toplandığı yegane yer olan Çelik Gülersoy Kültür Sanat Merkezi boşaltılmak isteniyor. Oysa burada sanat ve felsefe söyleşileri yapılıyor, sinema ve tiyatro gösterileri gerçekleştiriliyor, çocuklar ve büyükler müzik, resim, edebiyat gibi birçok yararlı eğitim imkanına ulaşıyor, çeşitli kurslarla insanlara beceri katılıyor, geliştiriliyor, hayvan barınaklarına gıda yardımı için kermesler düzenleniyor...

Geleceğe değil hayata yatırım

Hakan AYTAÇ

Aslında tüm günlerimiz, gelecek günlere hazırlık yaparak geçiyor. Gelişerek geleceği yakalamaya, çalışarak satın almaya, yatırım yaparak güvence altına almaya uğraşıp duruyoruz. Örneğin bir gün emekli olabilmek için altmış yaşına kadar çalışmamız, hafta sonu tatili için beş-altı günlük bir mesai geçirmemiz, bir gün harcayabilmek için kendimizden zorlukla kısarak birikim yapmamız, bir meslek edinebilmek için senelerce okullar okumamız... Ve bu hazırlık aşaması, yaşayacak olduğumuz, o rahat olmasını beklediğimiz günlere oranla o kadar uzun ki…

Peki, bu hazırlık aşamasındayken bugünü yaşıyor muyuz? Veya şöyle sorayım: Yaptığımız hazırlık, gelecekte geçireceğimiz vakti kısıtlayan, daraltan bir vakit kaybı mı, yoksa gelecekte olmayı düşündüğümüz yerle bağlantılı eylemler içinde miyiz? Çoğumuz maalesef değiliz.

Bu aralar Roma İmparatorluğu tarihini inceliyorum. İlk çağlardan itibaren bütün imparatorluklarda hırs ve güç ihtirasıyla, kahramanlık ve şeref söylemiyle, sırf şan, şöhret ve daha fazla zenginlik kazanmak adına savaşlar çıkarılmış, milyonlarca insan göz bile kırpmadan ölüme gönderilmiş, birbirlerine kırdırılmış. Saraylar lüks içindeyken halk karın tokluğuna yaşamış, çoğu zaman yoksulluk ve salgın hastalıklarla mücadele etmiş. Hükmedenler her yana har vurup harman savururken iktidarlarının kudretlerini göstermek için saraylar, hanlar, hamamlar dikmişler. Geleceğe mi yatırım yapmışlar dersiniz? En fazla bir iki nesil sonrasına... Çünkü bu sefer başka birileri çıkmış ve o gücü elde etmek için halihazırda olanı yıkıp devirmişler.

Bugün yaşadığımız dünyada, insan hakları, demokrasi, barış, adalet gibi kavramların asla reddedilemeyeceği bir ortamda, aynılarını farklı yöntemlerle de olsa yaşamıyor muyuz? Evet, ilk çağdan itibaren insanın ilkel benliğinde çok da fazla değişen bir şey yok aslında! Hırs ve kibir ile nice insanı yok eden, işkenceden geçiren, müdahalede bulunan, yasaklayan, ezen zihniyet gerçekten gelişmiş demokrasiler haricinde, henüz geride bırakabildiğimiz ilkellikler değil.

Fakat bu ortamda, sanatçılar ve felsefeciler, dün de bugün de esas geleceğe yatırımı onlar yaparak kendi düşünce ve üretimlerini sürdürmüşler. Hatta çoğu zaman bulundukları ortamın dramından esinlenerek… Kendilerini ve dünyayı geliştiren de bu olmuş. Savaşlar, topraklar, ganimetler değil.

Peki biz, bunca ihtirasın içinde kendi ayaklarımız üzerinde durmaya da çalışırken, insani gelişmenin neresinde duruyoruz? Geçinmeye ve yaşamaya çalışırken esas yapmamız gereken nedir? Bakın ünlü oyuncu Haluk Bilginer ne diyor?

“Bana kalırsa insanlar sadece öğlene kadar çalışmalı. Öğleden sonra da dere kenarına gidip resim yapmalı, felsefe yapmalı, tartışmalı. İnsanlık ancak böyle gelişir zaten. İnsan 70 sene bir ev almak için çalışır mı be kardeşim?”

İsyan haklı, çünkü yapılan araştırmalar günümüz teknolojisiyle insanların çok daha az mesai saatleriyle çok daha verimli olacağını çok net ortaya koyuyor. Fakat durum maalesef aksi yönde… Kendimizi de insanlığı da geliştirmenin yolu daha fazlası için çalışmak ve ona sahip olmak değil. Sormak, bilmek, öğrenmek ve öğretmektir. Fakat biz bu bilincin öylesine gerisindeyiz ki.

Bakın bugünlerde Adalıların sosyal, kültürel ve sanatsal etkinlikler için toplandığı yegane yer olan Çelik Gülersoy Kültür Sanat Merkezi boşaltılmak isteniyor. Oysa burada sanat ve felsefe söyleşileri yapılıyor, sinema ve tiyatro gösterileri gerçekleştiriliyor, çocuklar ve büyükler müzik, resim, edebiyat gibi birçok yararlı eğitim imkanına ulaşıyor, çeşitli kurslarla insanlara beceri katılıyor, geliştiriliyor, hayvan barınaklarına gıda yardımı için kermesler düzenleniyor. Ne kadar da güzel değil mi?

Ancak, Adalar Belediyesi’nin Kent Konseyi’nin yönetimine, böylesi faydalı etkinlikler için tahsis ettiği bu merkezin, Milli Emlak’ın gönderdiği tebligatla “işgal” konumunda olduğu ifade edilerek boşaltılması isteniyor. Bugüne kadar çeşitli bahane ve girişimlerle defalarca uğraşılan bu merkezi ise Adalıların bırakmaya hiç niyeti yok. “İşgalci değil adalıyız,” diyerek sesimizi duyurmak ve bu yanlış adımdan bir an önce dönülmesini istiyoruz.

Bir de başa dönersek, insan geleceğe nasıl bir yatırım yapabilir? Maddi unsurlarla mı? Hayır, bu en fazla bir iki nesil için işe yarar. İhtiraslarla sürekli bir şeylere sahip olmak isteyenler, geleceğe böyle yatırım yaptığını düşünenler, sizler değil, sanata, edebiyata, insani gelişmeyi sağlayan ne varsa onlara yatırım yapanlar geliştirecek ve değiştirecektir bu dünyayı ve insanlığı. Ve yine hatırlananlar, iyi anılanlar onlar olacaklardır, başkası değil.



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.