• Dolar döviz kuru 3.6662
  • Euro döviz kuru 4.3279
  • HABERLER
  • ADALAR
  • Kentin çağdaş müzesi ziyaretçilerini ağırlıyor

Kentin çağdaş müzesi ziyaretçilerini ağırlıyor

Halim Bulutoğlu: İnsanlar bir bavul dolusu eşyalarıyla evlerini barklarını kapatıp göçmek zorunda kaldılar yaban ellere. Adalar Müzesi'nin bu yakın geçmişe, yaşananlara, yaşayanlara uzak kalması mümkün değildi.

Kentin çağdaş müzesi ziyaretçilerini ağırlıyor

Aysel Kılıç 

Adalar Müzesi, "İstanbul  2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı" projeleri kapsamında, Adalar Vakfı ve Adalar Belediyesi’nin ortak çalışmasıyla, 10 Eylül 2010’da faaliyete geçti. Adaların oluşumundan bugüne gelen hikâyesini, yüzlerce obje, 20 bin belge,  6 bin fotoğraf, yüzlerce sözlü tarih kayıtlarıyla ziyaretçilerine sunuyor. İstanbul’un ilk çağdaş kent müzesi olma özelliğini taşıyan Müze, içinde tarih, edebiyat ve sanat barındırıyor. Başucu yazarlarımızla orada göz göze geliyor;  dedelerimiz ve ninelerimizden bir acı masal gibi dinlediğimiz tarihe orada tanıklık ediyoruz…

Adalar tarihini merak edenlere koca bir dünyanın kapısını aralayan müzeye dair merak ettiklerimizi Adalar Müzesi Yönetim Kurulu Üyesi Halim Bulutoğlu’na sorduk.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

İş insanı ve sivil toplum gönüllüsü olarak tanıtabilirim kendimi kısaca. 1980-2012 yılları arasında aktif iş yaşamı içinde oldum. Yüzlerce kişinin çalıştığı çok sayıda şirketin kuruculuğu, yöneticiliği ve yönetim kurulu başkanlığını üstlendim. 1976 yılından bu yana da kesintisiz olarak, çeşitli demokratik kitle, meslek ve STK’ların kuruculuğunda ve yönetiminde görev aldım. İş yaşamımla, gönüllü sivil toplum çalışmalarım hep atbaşı gitti. 2012 yılından bu yana da sadece gönüllü çalışıyorum. Ada’ya 1996 yılında yerleştim. Burada da durum değişmedi.

Müze fikri nasıl oluştu?

Müze fikri hep vardı. 2003’ten itibaren yönetiminde görev aldığım Adalar Vakfı, Kültür Bakanlığı ve Adalar Kaymakamlığı ile birlikte Heybeliada Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi’nin kurtarılması ve müzeye dönüştürülmesini başarmış önemli bir STK. 2003’de yayımlamaya başladığımız Adalı Dergisi’nin ilk sayılarından itibaren Adalar Müzesi fikriyatı üzerine çeşitli yazılar, makaleler yayınlandı. Bunların bir bölümü de benim imzamı taşıyor. Yönetiminde görev aldığım Tarih Vakfı da Türkiye’de kent müzeciliğinin gerekliliği üzerine teorik ve pratik çalışmalar içinde olmuş, bu alanın öncü kuruluşu. İstanbul Kent Müzesi ve Antalya Kent Müzesi kuruluşları için yapılan çalışmalar içinde ben de bulundum. 2000’li yılların ortalarından itibaren Tarih Vakfı’nın da içinde olduğu bir grup STK’nın girişimiyle gündeme gelen İstanbul Avrupa Kültür Başkenti projesi ve sonra yerel yönetim ve kamunun da katılımıyla resmiyet kazanan 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı kuruluşunda ve çeşitli organlarında görev aldım. Ajansın kuruluşu ve proje kabul çağrısı üzerine verilen projelerden yalnızca ikisi Adalar’dandı ve bunlardan biri, Adalar Vakfı - Adalar Belediyesi ortaklığıyla teklif edilen Adalar Müzesi projesiydi ve kabul edildi. Müze çalışmaları 2008 sonlarında başladı. Macerası ve öyküsü kitaplık olan (Bkz. Adalar’ın ve Adalar Vakfı’nın 30 Yılı) yaklaşık 2 yıllık kuruluş çalışmasının ardından müze 2010 yılı Temmuz - Eylül aylarında açıldı. Temmuzda Çınar Açık müze alanı, 10 Eylül’de de Aya Nikola hangar müze alanı.  Çınar’da bugüne kadar müzenin 10 süreli sergisi açıldı. Aya Nikola’da ise 225 metrekarelik kapalı alanda yapılan açılışın ardından bugün büyük bölümünde kalıcı ve süreli sergilerin bulunduğu yaklaşık 1000 metrekare kapalı alan mevcut.

Müzede binlerce belge ve obje mevcut. Bunları toplamak ne kadar zaman aldı?

Çok büyük bölümü 2009-2010 yıllarının 2 yıllık kuruluş döneminde toplandı. Adalar Belediyesi, İBB ve Osmanlı belgelerinin yer aldığı arşivler başta olmak üzere, Adalarla ilgili belgelerin bulunabileceği hemen her yere girildi. Onbinlerce doküman tarandı. Adalar, İstanbul ve Atina başta yurtdışındaki eski Adalılar’a ulaşıldı. 200 Adalı ile sözlü tarih görüşmeleri yapıldı. Yıllardır Adalarla ilgili çalışmalar yapan, kitap ve araştırmalar yayımlayan hemen her isim müzenin kuruluşuna katıldılar, destek oldular. Yüzü aşkın kişi ve kurum obje, belge, efemera malzemesi bağışında bulundular. Örneğin Akillas Millas, müzenin başdanışmanı olarak çok büyük katkı sundu. Halen devam ediyor.

Adalar Müzesi “İstanbul’un ilk çağdaş kent müzesi” olarak tarihe geçti. Nedir çağdaş kent müzesi?

Dünyada şehir ya da kent müzelerinin tarihi 19. yy sonlarına uzanıyor. Kentleşmenin tarihinin anlatıldığı müzeler bunlar. İlk yıllarda klasik obje, kıyafet ya da malzeme sergilemeye yönelen ve bu yanıyla bizdeki etnografya müzelerini çağrıştıran şehir müzeleri, 2000’lere doğru niteliksel bir dönüşüm içine girdiler. Londra, Amsterdam, New York gibi önemli kentlerin müzeleri baştan sona yenilendiler. Artık sergileri de, etkinlikleri de, bulundukları kentin ve kentlinin sorunlarıyla çok yakından ilişkili. Yaşayan, değişen, dönüşen ve bulunduğu yeri dönüştüren bir müzecilikten söz ediyoruz. Kuşkusuz koruma, tarihi miras, çevre gibi konular ön planda olmaya devam ediyor. Ve bütün önemli kent müzeleri birbirleriyle ilişki içinde, birbirlerinden öğrenmeye önem veriyor. Bu konuda koordinasyonu da Dünya Müzeler Birliği’nin (ICOM) alt kuruluşu CAMOC gerçekleştiriyor.

Ne mutlu ki, Adalar Müzesi daha kuruluşundan itibaren bu networkün içinde oldu. Gerek profesyonel kadrosu, gerekse bölüm küratörleri ve danışmanları Türkiye’nin çağdaş müzeciliğinin önde gelen isimleriydi. Adalar Müzesi’nin kuruluşunda görev alan ve halen icra kurulu üyesi görevini sürdüren Suay Aksoy da, önce CAMOC başkanlığına getirildi, sonra da 2016 yılı haziranında yapılan ICOM Genel kurulunda başkanlığa seçildi.

RUM YETİMHANESİ ÖĞRENCİLERİNİN EŞYALARI MÜZEDE

Müzenin belki de en önemli bölümlerinden biri Büyükada Rum Yetimhanesi öğrencilerine ait parçalanmış ayakkabılar,  öğrencilerin yemek yedikleri tabaklar, su içtikleri şişeler...  Bu eşyalara nasıl ulaştınız ?

Adalar’ın tarihinde yer etmiş Yetimhane, Sanatoryum gibi önemli kurumlar, kapıları kapandıktan sonra korunamadı. Çok şey yitip gitti. Zaman zaman kendime, bu çalışmaya 2009’da değil de, 60’lı 70’yi yıllarda başlayabilmiş olsaydık, nelere nasıl sahip çıkar, kayıt ve koruma altına alırdık diye sorduğum olur. Bulabildiklerimiz, olması gerekenin yüzde biri bile değil.

O dönemlerde Rum Yetimhanesi’nde kalmış insanlar ya da yakınlarından Müzeye gelen oldu mu? 

Adalar sadece Yetimhane gibi kurumlar değil, Adalar’ı Adalar yapan insanlarının önemli bölümünü kaybetti. İnsanlar bir bavul dolusu eşyalarıyla evlerini barklarını kapatıp göçmek zorunda kaldılar yaban ellere. Dram, Yetimhane’nin çocuklarının çok ötesinde. Ve müzenin bu yakın geçmişe, yaşananlara, yaşayanlara uzak kalması mümkün değildi. Sadece Yetimhane’den arta kalan eşyalar değil, müzenin birçok bölümü bu geçmişin izlerini taşıyor ve bu nedenle de sadece Yetimhane sıralarından gelip geçenler değil, dünün Adalılarının tamamı müzede kendilerinden, ailelerinden, yapıp etmelerinden çok şey buluyor.

GELİN BELLEĞİNİZE SAHİP ÇIKIN”

Müze, aynı zamanda adalarda yaşamış yerli, yabancı önemli yazarların hatıralarını saklıyor.  Böylesi değerli bir müzeden İstanbullular ne kadar haberdar?

Adalar Müzesi’nin tanınırlığı giderek artıyor. Yerinin sapa olması ve ulaşım sorunları önemli bir dezavantaj elbette. Ama hem eski-yeni Adalılar, hem İstanbullular ve hem de yurtdışından Adalar’a gelen ziyaretçiler arasında giderek artan bir ilginin varlığından da mutluluk duyuyoruz.

Müze’nin daha da büyütülmesine dair hedefleriniz var mı?

Müzenin fiziki olarak büyütülmesinden çok, etkinliklerinin, ulaştığı kitlelerin artmasıyla ilgileniyoruz daha çok. Ve de kendimizi sürekli yenilemek, koleksiyonumuzu geliştirmek istiyoruz. Bu nedenle de Adalılara çağrımız hiç değişmiyor: Gelin belleğinize sahip çıkın.

MÜZE'YE YOLCULUK, OLDUKÇA KEYİFLİ

Adalar Müzesi,  Aya Nikola Mevkiinde, yeşil ve mavinin birleştiği bir noktada kurulmuş. Sedef Adası’na bakan Müze, Reşat Nuri Güntekin Evi’nin beş dakika ötesinde. Müze’ye İskeleden yürüyerek yarım saatte ulaşmak mümkün. Yürümek istemeyenler için fayton ya da bisiklet alternatifi de var. Müzeye yolculuk da oldukça keyifli.  Yolculuk boyunca hem bol oksijenli havayı soluyorsunuz hem de birbirinden güzel mimari yapıları izleme şansını yakalıyorsunuz.

Müze pazartesi hariç, haftanın 6 günü 09.00-19.00 saatleri arasında açık.  Çarşamba günü halka kapılarını ücretsiz olarak açan Müze’nin bilet fiyatları da oldukça uygun. Tam 5 TL, indirimli 3 TL, grup olarak yapılan ziyaretlerde de kişi başına 3 TL kesiliyor.

 

 

 

 

 

 



HABERE AİT RESİMLER

Etiketler: