• Dolar döviz kuru 3.6662
  • Euro döviz kuru 4.3279

‘Sedef Adası benim küçük cennetim’

Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu, “Adalı olmanın ayrıcalığını her anlamda hissediyorum. Sedef Adası, hayatımda kendimi en iyi, en mutlu hissettiğim bir yer. Burası benim küçük cennetim…” diyor.

‘Sedef Adası benim küçük cennetim’

Aysel Kılıç 

Yasemin Giritli İnceoğlu Sedef Adası’nın eskilerinden.  Adalete ve üniversitelere kazandırdıklarıyla tarihe ismini yazdıran Türk Hukuk Profesörü İsmet Giritli’nin kızı.  O da babası gibi, bilimin yolunu seçti ve kendini araştırmalara ve üniversiteye adadı. İletişim akademisyeni Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ilk “seçilmiş” dekanı unvanına da sahip. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından dekanlıktan istifa eden İnceoğlu, üniversitede ders vermeye devam ediyor. Yoğun çalışma temposuna yaz tatiliyle biraz olsun ara verme fırsatı yakalayan İnceoğlu, dinlenmek için çocukluğunun geçtiği Ada’yı seçmiş.

Üniversite dönemlerimde derslerine girdiğim Yasemin Giritli İnceoğlu,  yaşama karşı duruşuyla benim için her zaman bir hocadan çok fazlasını ifade etti. Bu gün de Sedef Adası’nda kapısını çaldığım aynı Hocam var karşımda; üniversitelerde bir akademisyene biçilen tüm kalıpları üstünden çıkarıp atmanın rahatlığıyla tebessüm ediyor…

Yasemin Girit İnceoğlu,  iki katlı, anılarla dolu yazlık evini gezdirirken, bir yandan da sorularımı yanıtlıyor. Duvara asılmış, siyah- beyaz siluetleriyle baba İsmet Giritli ve anne Suna (Ağaoğlu) Giritli sohbetimize uzaktan misafir oluyor…

“Hayatı babamdan öğrendim”

“Babam ve annem İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde sınıf arkadaşlarıymış. Dört yıllık arkadaşlığın ardından evlenmişler. Evliliklerinden iki çocukları olmuş; biri ağabeyim Ahmet Rıza, ikincisi de benim. Annem ve babamın 61 yıl süren birliktelikleri hep aşk, dostluk, sevgi ve saygı ile sürdü. Annem evlilikleri boyunca babamın sağ kolu oldu. İsmet Giritli’yi İsmet Giritli yapan Suna (Ağaoğlu) Giritli’dir.  Annem başarılı bir öğrenci olmasına rağmen, akademik kariyer için gönüllü olarak sırayı babama verdi zira evi iki akademisyen maaşı ile geçindirmek imkânsızdı. Kendisi de bir yandan avukatlık yapıyor, diğer yandan biz çocuklarına bakıyordu. 1961 Anayasası’nı hazırlayan bilim adamlarından biri oldu. Babam çocuklarıyla, eşiyle, dostlarıyla ilişkisi çok güzel olan aydın bir insandı. Neşesi, esprileri, sosyalliği ve yardımseverliği ile tanınırdı. Hayatı ondan öğrendim.”

Yasemin Giritli, sadece aydın bir ailede doğup büyüğü için değil, aynı zamanda ufak yaşlarda doğanın bütün güzellikleriyle tanıştığı için de şanslı. Çocukluğundan beri deniz ve orman, O’nun vazgeçilmezlerinden olmuş.  Kışın zorunlu olarak kaldığı kent yaşamından yazları kaçıp, Sedef Adası’na sığınıyor ve yüz haneden az olan Ada’nın dinginliğine bırakıyor kendini…

 “Burası benim küçük cennetim”

“1961’de Nişantaşı’nda doğdum ama Sedef Adası’yla tanışmam üç yaşındayken oldu. Annemin dayısının kızı, Türkiye’nin ilk kadın avukatı Süreyya Ağaoğlu Ada’da oturuyordu ve biz de yazın evine misafir olarak geliyorduk. Bu gidiş gelişlerde, annem Ada’ya âşık oldu ve bu evi alma konusunda babama ısrarcı oldu. 1965 yılında bu eve yerleştik. O gün bugündür ben de bir ada aşığıyım. Adalı olmanın ayrıcalığını her anlamda hissediyorum. Sedef Adası, hayatımda, kendimi en iyi, en mutlu hissettiğim bir yer. Burası benim cennetim.”

“Özgür bireyler olarak yetiştirildik…”

Yasemin Giritli’nin çocukluğu Ada-İstanbul- ABD arasında gidip gelmekle geçmiş:

“Babam ABD’de Columbia ve Georgetown Üniversitelerinde  bir süre öğretim üyeliği yaptı, biz de ailecek oraya yerleştik. Ağabeyimle birlikte biz de farklı akademik yıllarda orada okuduk. Nilüfer Hatun ilkokulunda okurken biranda kendimi New York’da ilkokulda veya  daha sonra Washington D.C de ortaokulda buluyordum. Bir yıl burada bir yıl orada derken böyle gide gele tamamladım öğrenimimi. Atatürk Kız Lisesi’nden mezunum. 16 yaşımdan itibaren cep harçlığımı kazanmaya başladım. Amerika’da mahalledeki çocuklarla birlikte 50 cent’e araba yıkardık.  16-17 yaşlarımda İngilizce dersleri verdim.  Ama fakir fukaradan para almazdım. Ailem bana böyle öğretti. Kızım Deniz de böyle yaşamayı bizden öğrendi.  Okumak için Fransa’ya gittiğinde garsonluk, turist rehberliği yapıyor, cep harçlığını çıkarıyor… Deniz bugün nasıl özgür bir bireyse, ben ve abim de öyle özgürdük. Annem ve babam son derece demokrat, ufku geniş, mahalle baskısından etkilenmeyen kişilerdi. Ağabeyim ve ben evde söz sahibi bireylerdik; bize daima mikrofon tutulurdu bu evde.”

“Evimiz cıvıl cıvıldı, dolup taşardı”

Yasemin İnceoğlu, beni çocukluğunun adasına, çocukluğunun evine de götürüyor: 

“Annem Azeri kökenli olduğu için çok güzel Kafkas Pilavı yapardı. Her hafta sonu Ada’da Suna’nın Kafkas Pilavı partileri verilirdi.  Bu partilere konsoloslar, büyükelçiler, akademisyenler, sanatçılar, ada halkı, herkes davetliydi. Her hafta sonu evimiz cıvıl cıvıldı;  dolup taşardı…  Evimiz Türkiye’nin televizyon ile tanıştığı dönemlerde de şen şakraktı. Hiç unutmuyorum; babam 1968 -1969 yıllarında TRT yönetim kurulu başkanıydı.  Böyle olunca haliyle, Adalar’da ilk televizyon denemesi de Sedef Adası’nda, bizim evde oldu. Salonumuza televizyon kuruldu ve Ada’nın bütün çocukları evimize gelir, salonun ortasında oturur siyah - beyaz deneme yayınlarını seyrederlerdi. Çok güzel günlerdi…”

“Sedef Adası kendini korudu”

İnceoğlu, dünün ve bugünün adasını da kıyaslıyor:

“Bir kooperatif plajımız vardı. Üç-dört kuşak bu plajda bir aradaydık; çocuklar, anneler, torunlar, anneanneler hep birlikte orada yüzerdik… Orası bir sosyalleşme yeriydi. Çünkü Ada’da sinema, tiyatro yoktu. İnsanlar ya birbirlerinin evinde bir akşam yemeğinde ya da bu plajlarda bir araya gelirdi. Çocukluğumun o eski adası çok ama çok güzeldi. Bugün de, bizim adamız çok küçük bir değişime uğrasa da, kentlere ve diğer adalara oranla kendini çok iyi korudu. Bizim Adamızda insanlar bir aile gibi. Şehre o kadar yakın ama bir o kadar da uzak bir cennetteyiz sanki… Burada yaşayanlar son derece tevazu sahibi insanlar. Herkes burada kendini yaşıyor; marka giymene, gösteriş yapmana gerek yok… Adayı ziyarete gelenlerin burası hakkında farklı kanaatleri oluşuyor; birinci grup çok sever burayı, ikinci grup “Nasıl yaşıyorsunuz burada? Ulaşım zor, burada üstüne para versem yaşayamam’ der. İkinci grup insan aslında pek de şaşırmadığımız, “çoğunluk” insan tipini oluşturuyor, bizim “adalı” kategorimize girmiyorlar, onları da anlamamız pek mümkün olmuyor bu yüzden.

“Akademisyen, ötekileştirilenleri de kucaklamalı”

Yasemin Giritli İnceoğlu ile akademik hayatını da konuşuyoruz:  “Araştırmayı, okumayı, bilgi paylaşmayı her zaman çok sevdim. Bazı akademisyenlerin birbirinden kitap sakındıkları dönemde, ben evimin kitaplığını öğrencilerime açtım. Akademisyene çok görev düştüğünün bilinciyle yaşadım hep. Hegemonik ideolojinin ötekileştirdiği, dışladığı, ‘bu bana benzemiyor’ diye dışladığı kesimi de kucakladığı bir akademik bakışa ihtiyacımız olduğunu hep düşündüm ve bu bakış açısıyla hareket ettim. ‘Derse girip çıkayım’ la akademisyen olunmaz. Akademisyen hayata dokunabilen kişidir. Vicdan sahibi ve bir şeylerin sesi olabilen kişidir. Ben, Türkiye üniversitelerindeki tüm olumsuz şartlara rağmen, özgür bir akademisyen olabildim.  Haksızlığa uğrayan her kesimin yanında yer aldım. LGBTİ bireylerle çalıştım; nefret söylemi üzerine araştırmalar yaptım. Roman ve Ermeni yurttaşlarla görüştüm… Nerede bir hak ihlali varsa vicdanen orada oldum, oluyorum.  Kimden yana olduğunuz çok önemli. Zalimden zulüm yapandan mı, hak ihlaline uğrayan mağdurdan mı yanasınız. Ben hiçbir zaman o güçlü, muktedire yanaşmadım. Her zaman hak ihlaline uğrayanın yanında oldum.”

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu’ya dekanlara yönelik istifa çağrısını da soruyorum: “Olağanüstü hal nedeniyle YÖK’ün ve rektörlüklerin biz dekanlara çağrısı oldu. Bu çağrı üzerine Türkiye’deki bin 577 dekan istifa etti. Ben de bu çağrı üzerine istifamı verenlerdenim. Fakültemin isteği üzerine dekanlık görevine soyunmuştum. İlk kez sandık koymuştuk ve 47 kişiden 42’si bana oy vermişti. Hem seçilmiş hem de ataması Ankara’dan yapılmış bir dekandım.”

Evliliklerinin 30. Yılı

Yasemin Giritli İnceoğlu, yaz aylarını yazlık evlerinde eşi Bülent İnceoğlu ve kızı Deniz’le geçiriyor. Deniz’in Fransa’dan getirdiği arkadaşı (köpek) Gaia da onlara eşlik ediyor. “Bülent’le aşk evliliği yaptık. Bu sene evliliğimizin 30. yılını kutlayacağız. Bülent ve Deniz’le burada yaşamak bana çok iyi geliyor. Mutlu ve huzurluyuz…”

Hocam Yasemin Giritli İnceoğlu ile anılarla, özlemlerle dolu bu evde yaptığımız sohbet, kimi zaman güldürdü, kimi zaman da hüzünlendirdi… Sohbetimizin sonuna geldiğimizde, akşam güneşi Sedef Adası’nı kızıla boyamıştı çoktan.

 

 



HABERE AİT RESİMLER

Etiketler: